Bu İş’te denizin parmağı var.
Bence liman kentleri!
Denizden etkilenen sıcak iklimli insanların doğayı, yaşadıkları kentlere dönüştürmesi sonucu mimari yansımaların incelenmesi.
Mimarlar kesinlikle insan yaşamına birinci dereceden müdahale ediyor. Tasarımcıların yaşam stilimizin değişiyor olmasında büyük etkisi var.
Nasıl bir mekan ortaya koyarsan yaratıcı yönünle, insanlar o mekanın işlevselliğine uygun olarak yaşamaya başlarlar ve bu yaşam isteklere göre değişir, gelişir. Doğamızda olan ‘hep daha fazlasını isteme’ dürtüsüyle olur bu; yetinmeme ve bununla birlikte sürekli çalışan beyinlerin yeni icatlarıyla. Bunların hepsi ihtiyaçtan ileri gelir ama en başında temel ihtiyaçlar elbette karşılanıyordu.
‘İhtiyacın bittiği noktada başlayan ihtiyaçtır, lüks’ diyor, Coco Chanel. Bu noktadan yola çıkarsak sadece temel ihtiyaçların karşılanmasının gözetildiği dönemden lüks yaşama adım adım ilerledik mi? Şuan ki yaşam stilimizi o zamankine mukayese edecek olursak hepimizin hayatı kesinlikle lüks. Tamam, koşullar değişti günden güne, asırdan asıra ama bunu değiştiren yine insanoğlu değil mi? Peki o zaman ilkel olarak nitelendirdiğimiz o döneme dönecek olursak hiç mi lüks bir ihtiyaç yoktu? Elbette vardı ve peşinden toplumda sınıflandırmayı doğurdu. Şehirler kuruldu, bir şehrin sınırları içerisinde farklılaşan toplum hayatları başladı bu şekilde ve elbette ki mimariye yansıdı.
Nüfusun sürekli artıyor oluşu ve yeni malzemelerin bulunması, çalışan beyinler, gelişen teknoloji ve bilim. Kısalan ve hiçbir zaman yetmeyen zaman… Artık yapacak çok şey var. İstemediğimiz kadar çok şeye ve olanağa sahibiz. En başından beri istediğimiz ‘daha fazlası’na artık sahibiz ama yine aynı sözleri tekrarlamaktan vazgeçmiyoruz. Aslında özünde masum bir nedeni var: Daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak. Günümüzde buna sahip olan birçok insan var ama sadece birçok. Bitaraftan da bunun birçokla sınırlı kalacağını bildiğimden isyan edip ‘herkes daha iyi yaşam koşullarına sahip olmalı’ demek biraz ütopya hayal edip istemek gibi oluyor. Çünkü insanların tümü yardımsever, çevreci, bilinçli, iyi niyetli, fedakar, vicdan sahibi ve duyarlı değil.
Öyleyse bu isteklerimize göre yaşam koşullarımız nasıl değişmiş? Değişime sürükleyen nedenler neler? Atalarımız nasıl mekanlarda, hangi koşullarda yaşamış, bize hangi mimari eserleri ve kentleri bırakmış.
Su, taş, toprak tasarımlarımızda kullandığımız en başlı materyaller olmuştur her zaman ve buna bağlı olarak sudan yola çıkmak istiyorum.
Yaşadığımız gezegende yeryüzünün dörtte üçünün sularla kaplı olduğunu düşünürsek insan yaşamındaki yeri büyük. Şehirlere, mekanlara suyun etkisi ne olmuş, liman kentlerinde insan yaşamı nasıl şekillenmiş, mimariye nasıl yansımış?
Barınma, yeme, iş, eğlence, eğitim, etkinlik(sosyal yaşam) herkes tarafından temel ihtiyaçlar olarak düşünülmese de sadece barınmadan da ibaret değil.
Peki, hangi kentler seçilmeli?
Rotterdam (Delftshaven) ,Trieste, Genova, La Spezia ( Cinque Tere, Lerici), Toulon,Venezia, Bordeaux, Le Havre, Nice, La Rochelle, Marseille, Nantes, Rouen, Dunkerque, Saint Nazaire, Point-a-pitre, Antwerp, Brugge, Monaco.
Oraya vardığımda eski ve yeni yapıları görüp inceleyeceğim. Hala yapıların yapıldığı dönemleri yaşayan insanları gözlemlemek gerek, onlarla iletişim kurmak gerek bence. Çünkü sonuçta her türlü koşulda yaşamına devam edebiliyorsun. Yeni koşulları tercih etmemelerindeki neden nedir? Denediler mi? Denemedilerse eğer deneyip görmeli ve ona göre seçim yapmalılar. Kişiden kişiye göre değişir; eski alışkanlıklardan vazgeçememe durumu olabilir, tercih meselesi olabilir, muhtelif sebeplere dayanan zorunluluklar olabilir ama ‘kime göre, neye göre’ diye felsefi tartışmalara götürebileceğini öngörerek çoğunluğa bakıp karar verebiliriz diyebilirim.
Seyahat rotam şu şekilde:
Yolculuk Türkiye’den uçakla bir Hollanda liman kenti olan Rotterdam’a uçuş ile başlıyor. Delftshaven semti ortaçağ eserleriyle kurulu bir semt olduğu için o dönemi incelemek açısından gidilecekler listesinde.
Sonra kıyı şeridinden devam ediyor ve Belçika liman kenti olan Brugge’a geliyorum.
Oradan Fransa sınırlarına giriyor ve UNESCO’nun Dünya Miras’ları arasında saydığı La Havre liman kentine varıyorum. Sırasıyla Rouen, Bordeaux, Marseille, Genova, La Spezia, Venezia’yı dolaşıyorum. La Spezia sınırlarında bulunan Cinque Tere köyünde ve Lerici beldesinde bulunmak önemli. Son olarak İtalya liman kenti olan Trieste’ye gidiyor ve seyahatimi tamamlamış olarak Türkiye’ye dönüyorum.
“…It gives me just enough nostalgia to keep hope for humanity.”
(Source: brain-food)
(Source: blumagazine)
türlü misali
…çoğu zaman konuşacak gibi yapıp kapanan dudaklarının oynatılması görevini bizim hayal gücümüze bırakıp hiç başlamayan cümleleri bize kurduran ve susan insanlar.Karşısındaki insanı herşeyiyle sömüren insanlar ve bir de bunun farkında olup onların yanında yer alan diğer insanlar…
muffin misali

Kendini bir kalıba yarım yamalak sokmuş insan zamanla yavaşça kalıbından taşar ,ezer geçer.
ozanönen | amatorolarakseninleilgileniyorum.com: bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine.
hepimizin önem atfettiği şeyler farklılık gösteriyor; haliyle, herkesin kendince bir önem hiyerarşisi var. bu yazıda anlatılacak olan olayı, şimdiden, 2011’e damgasını vuran olay olarak ilân etmekten çekinmiyorum bu yüzden. ve hepimizin bir önem sırası olduğu gibi, bir de doğum günü var;…
(Source: blumagazine)

